Fehmi Aygün Yazdı: RUMLAR-1
Çarşamba - Aralık 12, 2018 10:36 am     Okuyan:524     A+ | a-
Çaykaralı Hemşehrimiz araştırmacı Yazar Fehmi Aygün´ün kaleme aldığı "RUMLAR-1”adlı araştırma yazısını paylaşıyoruz. 
 

Anadolu´da binlerce yıldır çeşitli milletler, halklar yaşamış ve çeşitli devletler kurulmuştur. M.Ö. 2000-2500 yıllarında Anadolu´ya göç eden Hititler, Doğu Anadolu, Kafkaslar ve Türkistan´da yaşayan İskitler-Sakalar, Asurlar, Medler, Urartular ve Hitit egemenliğine son veren Frigler,[1] daha sonraları Lidyalılar, İyonyalılar, Luviler, Karyalılar, Likyalılar, Persler, Makedonyalı Büyük İskender, Romalılar, Hristiyan ve Müslüman Türkler farklı tarihlerde Anadolu´yu vatan edinmişlerdir. Bu devletler kurulurken Anadolu´ya bazı halklar göç etmiş veya Anadolu´dan başka yerlere göçler olmuştur. Ve Anadolu için ´Medeniyetler´ beşiği tabiri kullanılmıştır. 

Anadolu bu gibi çeşitli milletlere, dillere ve kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan bir kısmı kültürel miraslar bırakmış, bir kısmının etkisi geçici olmuş,  yıkılışlarından kısa bir süre sonra kültürlerinin, dillerinin ve dinlerinin izleri silinip gitmiştir. Selçuklular Anadolu´ya geldiklerinde karşılarında Doğu Roma İmparatorluğu vardı, İmparatorluk halkına da Romalı-Rum deniyordu. 

Asırlardan beri kullanılan Rum sözcüğü Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar kullanıla geldi ve Rum olarak bilinen bu Ortodoks Hristiyan halk, 1923 de Lozan konferansı görüşmeleri sırasında Türkiye ile Yunanistan arasında varılan anlaşma neticesinde Yunanistan´da ki Müslümanların Türkiye´ye, Türkiye´deki Ortodoks Hristiyanların da Yunanistan´a göç ettirilmeleri suretiyle-Nüfus mübadelesi- Türkiye´den ayrılmışlardır.

[1] Anadolu Çağları M.E.B. s.24 

Peki, Rumlar kimlerdir? Rum deyince ne anlamalıyız?

Kabaca tarif edersek; Rum; Roma İmparatorluğu halkına verilen isimdir. “Rum sözcüğü etimolojik ve tarihsel kullanılışıyla Roma´dan kaynaklanmıştır. Bu sözcük "Roma İmparatorluğu", "Roma İmparatorluğunda yaşayan kimse", "Romalı", "Arap ilinden başka ilden olan kimse", "Anadolulu", "Osmanlı" gibi anlamların karşılığı olarak kullanılmıştır. Eskiden Anadolu´ya Diyar-ı Rum, yani ´Roma Ülkesi´ denirdi. Örneğin Celalettin-i Rumi, Anadolulu Celalettin demekti. “Rum Selçukluları (Anadolu Selçukluları)" ve "Rumeli (Osmanlı Devleti´nin Avrupa´daki toprakları)" gibi.” 

 “Rumluk ırk birliğinden yoksundur. Osmanlı´da ki çeşitli kavimler dinleri bakımından "Rum" adıyla anılmışlardır. Mezhep bakımından Sırplar, Bulgarlar ve Ulahlar Ortodoks olduklarından Rum Cemaati (Rum milleti) kabul edilmişlerdir. Onların yaşadığı Balkan toprakları da Türkler tarafından "Rumeli" olarak adlandırılmıştır.  "Yunan olmak" ve "Rumluk" aynı şey değildir. Yunanlık Kuzey Yunanistan ve Mora çevresiyle sınırlıdır. Buna karşın daha geniş bir anlamı olan Rumluk, bir toplum ve ülkeler anlayışını ifade eder. Batı Anadolu, Adalar (Kıbrıs dâhil) ve Rumeli Yarımadası gibi daha geniş bir alan, Rumlukla ilgilidir”.[2] 

“Rumlar, Anadolu´daki Bizans (Doğu Roma) egemenliğinden sonra, Yunan dilini ve Ortodoks Hıristiyanlığı benimsemiş eski Anadolu uygarlıklarının kalıntıları olan çeşitli halklardan meydana gelmektedir”.

[1] Gökhan Ölker, Osmanlı alfabesiyle bir başka dilin yazımı Rumca örneği .s.802   

“Tarihçi İsmail Hami Danişment ‘in bu konudaki değerlendirmesi ise şöyledir: "Yunanlık fikri, Rumluk fikriyle başlamıştır. Kuzey Yunanistan ile Mora çevresinde sınırlı olan Yunanlığa mukabil Batı Anadolu, Adalar ve Rumeli´nin çeşitli taraflarına yayılmış olan Rumluk daha geniş bir camiadır; her ikisi de ırki birlikten tamamıyla yoksundur; Bütün Rum-Yunan toplumu bir mezhep ve dil birliğinden ibarettir. Bilhassa mezhep bakımından ilk zamanlarda Sırplarla, Bulgarlar ve Ulahlar bile Rum toplumuna mensup sayılmıştır. Buna göre; Yunanlar, Ortodoksluk mezhebine mensup Yunan olmayanlara da sahip çıkarak, güçlerini aşan bir davayı sürdürmeye çalışmaktadırlar. Çapı büyük Rumluk ve Bizans hülyası tarihi gerçeklere göre 1821 de Balkanlarda -özelikle Romanya´da- akamete uğramış, Yunan isyanı ile yerelleşerek Yunanistan ve bazı Ege adalarında Yunanlık düşüncesine dönüşmüştür. Bizans, Yunan olmaktan uzak, özellikle Anadolu kavimlerinin Hıristiyanlık potasında yoğrulmasıyla meydana gelen bir devlettir ki, Anadolu uygarlığını ifade eder”.[3] 

Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Hakan Yücel tarafından derlenen makalelerden oluşan “Rum olmak, Rum kalmak” isimli kitap ile ilgili yapılan röportajda Hakan Yücel; “Rum kimliği çok karmaşık bir kimliktir. İsimlendirme bağlamında da zaman içinde çok değişmiştir. “Rum,” malum, Roma´dan gelir. Rum demek Romalı demektir esas olarak. Ancak zaman içinde Selçuklar döneminde ve biraz daha sonrasında Anadolu´da yaşayanlar için Rum tabiri kullanıldı. Örneğin eski Kürtçe ´de Rum, Türk anlamında kullanılır...

[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Rum Tarih:03.07.2014

Daha sonra Balkanlar için bu terim kullanılıyor. Rum Ortodokslar için kullanılıyor. Tabii bu anlamda Rum olmak, Grek/Helen olmak anlamına gelmiyor”.[4]  

“Rum kelimesi söz konusu topluluklar (Anadolu Ortodoksları) için kullanabileceğimiz en geniş ve kapsayıcı tanımlamadır. Bu tanımlama hem Osmanlı devleti hem de Osmanlı tarihçileri tarafından Ortodoks Kilisesine bağlı toplulukları belirtmek amacıyla yüzyıllar boyunca kullanılmıştır.”[5]

Dışardan bakıldığında Rum olarak isimlendirdiğimiz toplum kendi kendini acaba nasıl isimlendiriyordu. Kuzey Batı Anadolu bölgesini, 19. Yüzyılın yarısından mübadeleye kadar olan dönemi, Rumların gözüyle incelemeye çalışmış olan Ayşe Ozil incelediği Hristiyan kaynaklarında bölge Rumlarının kendilerini Rum olarak tanımlamalarının pek yaygın olmadığını söyler: “Genel kanını aksine, halkın kendini Rum olarak tanımladığı da bir hayli şüphelidir. En azından incelediğimiz yer ve dönemde (Kuzey batı Anadolu) insanların, özellikle kendilerini Yunanca ifade ettikleri zaman, ´Hristiyan´ tanımlamasını kullandıklarını biliyoruz. Keza Patrikhane de hem kurumsal olarak hem de cemaat olarak kendini Ortodoks Kilisesi olarak adlandırırdı. Öte yandan büyük kentlerdeki üst sınıf özellikle milli, etnik veya dilsel kimliklerine gönderme yapıldığında ´Helen´ sözcüğünü yeğler, daha küçük kasaba ve köylerin cemaat liderleri ise ´Rum Ortodoks´ veya ´Ortodoks Hristiyan´ terimlerini tercih ederlerdi.[6]  

Rumların kendilerini tanımlamak için Rum tabirinden ziyade diğer tanımları kullanmalara rağmen kendilerinin dışında Anadolu´nun coğrafyası ve Hristiyanları Rum İli ve Rumlar olarak tanınmıştır. Rumların kültür olarak Anadolu´nun bir sentezi olması beklenirken, Hristiyanlığın ilk yayılma yıllarından beri hem Hristiyanlığın hem de Anadolu´nun baskın kültürü olan Yunan kültüründen etkilenmişlerdir. Tarih boyunca Rumlar ve Yunanlar tek bir isimle anılmamışlardır. Yunan, Helen, Grek ve Rum adlarıyla anılmışlardır. Hangi ismin ne zaman kullanılacağının ise bir kaidesi yoktur.

[1] https://www.academia.edu/33343417/Rum_olmak_Rum_kalmak.pdf?auto=download

[1] Ozil Ayşe, Anadolu Rumları, çev: Ali Özdamar, Kitap yayınevi İstanbul, 2016 s. 29

[1] Ozil Ayşe, a.g.e. s. 30

ATATÜRK VE RUM MARANGOZ USTASI

1977 Yılında Yunan televizyonlarının birinde Atatürk´ün iki Rum ile yaşadığı bir olay ´Tuz ve biber isimli programda´ olayı yaşayanlardan birisi ile bir röportaj yaparak anlatılıyor. Atatürk´ün Rum insanına bakışını buradan anlayabiliyoruz. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Ankara´da marangozluk yapan Politis, Niko isimli bir arkadaşıyla beraber Atatürk´ün evine tamirat yapmak maksadıyla çağırılmıştı. Yıllar sonra, 1977 de bir Yunan televizyonu birbirini uzun yıllardır görmeyen iki eski arkadaşı Politis usta ile Niko´yu buluşturmak maksadıyla bir program yapar. Programda Politis ile sunucu arasında şöyle bir konuşma geçiyor:

Sunucu: Sayın Politis Siz o zaman Niko isimli arkadaşınızla Mustafa Kemal´in Ankara´da ki evine marangoz olarak gittiniz.

Politis: Mustafa Emili´ye çalışıyorduk ( Herhalde tercüme hatası var). Bir Türk Derneği işte. Oradan Kemal evi için iki marangoz istemiş. Ve bizi gönderdiler, benle Niko´yu. Ankara´ya altı kilometre uzaklıkta bir yere gittik. O arada Kemal bize sormuş nerelisiniz diye. “Bizim hiçbir suçumuz yok. Bütün suç sizin” dedi bana. Beyefendi; “Yunan tarihini biliyor musun”? dedi bana. “Biliyorum” dedim. Athanadis Diako´yu, Kolokotroni´yi, Karaiskaki´yi, 1821 yılının özgürlük mücadelenize ait İbrahim´i. Ne oldu biliyor musun peki? “Evet dedim, okulda öğrendiğimiz şeyler bunlar” . Türk tarihini biliyor musun? Bilmiyorsun değil mi? Doğduğun ve yaşadığın yer burası ve toprağın tarihini bilmiyorsun, ama sizin biliyorsun tabi ”. Kocaman kiliseleriniz vardı sizin ve istavrozları minarelerden yüksekti.” Bize hakaretti bu. Okullarınızda müzik dersinde hangi şarkıları söylüyordunuz peki? “Türk´e katliam yapın, Türk Tiranlığa merhamet göstermeyin”

Sunucu: Böyle miydi?

Politis: Öyleydi. Bella Vista da Apergis tiyatrosunu hatırlıyor musun? Bu tiyatroda sürekli Kolokotroni, Karaiskaki, Athanasio, Diyako ve diğer Yunan kahramanlarının oyunları varmış.

Sunucu: Kemal bu şeyleri biliyor muydu?

Politis: Biliyordu evet. Selanikliydi işte.

Sunucu: Selanikli evet ama Yunan gündemini iyi bilen biri.

Politis: Athanasios Diyakos´a dinini değiştirdiğini söylediler ve “Türklere karşı hakaret edebiliyordu. Bu biçim konuşabilmek için nerde olduğunuzu zannediyordunuz?” “Tiyatro geleneksel Yunan kıyafetleri ile bembeyazdı. Yunan silahlarından ve yatağanlarından tiyatro dolu idi. Hiçbir şeyi yasaklamadık biz. Neye itiraz ettiniz siz? Satın alabilen Rum ya da Yunandı. Biz satıcı rolündeydik. Her zaman satın alıp duruyordunuz, ama her zaman ama hiçbir Türk satın alamıyordu. Ticaret ellerinizdeydi, hepsi sizindi. Bu yüzden Gavur İzmir dedik biz.”

Sunucu: Yunan İzmir manasına mı gelir?

Politis: Yunan İzmir evet. “Yunan ordusuna neden gönüllü oldunuz ve vurdunuz bize? Vatanınıza vurdunuz! Bu şekilde çukurunuzu kazdınız. Sizden hayat kurtaran sayılı çok bile, Sizden buradan hiç kimse gitmemiş olacaktı, katliam da olmayacaktı.” Tabi bu lafları söylerken çok sinirlenmiş, ateş gibi yanıyordu, şaşırdım ama.  “Diş etlerinize bakarsan hala Türkün kesilmiş et parçalarını bulursun.”

Sunucu: Bu konuda tarihi bir yanlış yapmış bence. Diğerlerinin dişlerinde kesilmiş etler vardı.[7]

İşte Anadolu´nun yerlisi Rumlar kültür emperyalizminin etkisi ile Yunanlaşmış ve birinci Cihan savaşı ve öncesinde de parçalanacağı kesin gibi görünen Osmanlı İmparatorluğu topraklarında, Anadolu´da kendi devletlerini kurmak için Rusya, İngiltere, Fransa ve Yunanistan´ın kışkırtma ve teşvikleri ile kendi devletlerine başkaldırmış ama savaşta kaybeden taraf olmuşlardı. Ve savaş sonrası Lozan´da alınan kararla Mübadele yoluyla Anadolu´yu terk ettiler.


[1] Anadolu Çağları M.E.B. s.24

[2] Gökhan Ölker, Osmanlı alfabesiyle bir başka dilin yazımı Rumca örneği .s.802  

[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Rum Tarih:03.07.2014                       

[4] https://www.academia.edu/33343417/Rum_olmak_Rum_kalmak.pdf?auto=download

[5] Ozil Ayşe, Anadolu Rumları, çev: Ali Özdamar, Kitap yayınevi İstanbul, 2016 s. 29

[6] Ozil Ayşe, a.g.e. s. 30

[7] https://www.youtube.com/watch?v=tpfYx7OQ4v4

NOT: 2´nci Bölümü yakında yayınlanacaktır.

Kaynak: www.caykaragundem.com